FUTBOLDA NASIL DÜZELİRİZ?

Türkiye’de futbol konusunda ağzı olan konuşuyor!
Her kafadan bir ses..
Hırvat maçından sonra Milli takıma “süper” diyenler, İzlanda yenilgisinden sonra “Reziller” damgası vurabildi!
Neden?
Çünkü biz ulus olarak “günlük” yaşıyoruz!
Ne dünümüz, ne yarınımız var!
Bizim için önemli olan bugün…
O zaman yapılan tüm eleştirilerin bir anlamı olmuyor!
Biz, kısa, orta ve uzun vadeli plan ve programı olmayan bir yapıya sahibiz!
Bilimden uzağız…
Temel sorunumuz, ne futbol federasyonu yönetimi, ne Fatih Terim, ne yerine gelen Lucescu, ne de futbolcular!
Biz hepimiz kulüpleriyle, yöneticileriyle, taraftarlarıyla, basınıyla neredeyse ülkece total bir sorunuz!
Yatırıp yapıp beklemeyi, başarı için büyük çabalar sarf etmeyi, çalışıp didinmeyi, ter dökmeyi, emek harcamayı, yapılacak planın programın süresinin dolmasını, yatırımın karşılığının alınmasını asla beklemeyiz, bekleyemeyiz!
Bu nedenle alt yapıya önem vermez, yatırım yapmayız!
Çünkü, disipline edilmiş bir yapımız yok!
Kolaycıyız!
O nedenle, ilerisini hiç düşünmeden kapılarımızı sonuna kadar çoğu kariyersiz-kalitesiz olan yabancılara açarız!
O nedenle, günü kurtarmak ve başarıyı hemen yakalamak için gözümüz kapalı paralarımızı çöpe atabiliriz!
O nedenle, dereyi geçerken at değiştirir, Terim’in yerine hiç düşünmeden Lucescu’ya “gel bizi kurtar” der, çuvalla euro öderiz!
O nedenle, Avrupa’da oynasalar bile gençleri yedek bankında oturtur, sahaya 37’sine merdiven dayayanları sokarız.
Bizim için varsa yoksa bugündür hayat!
O nedenle de kimi rastlantısal başarılar dışında hep gider direğe toslarız!

                                                                                     * * *

Peki elin oğlu ne yapıyor?
İki çarpıcı örnek vereceğim size!
Birisi Almanya, öteki İzlanda…
Futbolu iyi takip edenler bilecektir, bir ara Almanlar tökezlemeye başladılar!
bir şeyler ters gidiyordu.
Koskoca Dünya Şampiyonu Almanya, gruplarda bile teklemeye başlamıştı.
Ne yaptılar?
Hemen ülkeyi bölgelere ayırıp, didik didik ettiler.
Nerede yetenekli genç varsa saptadılar.
Başlarına sıradan alt yapı çalıştırıcılarını değil, tam tersi üst düzey teknik adamları getirdiler. Kamplarda eski ünlü futbolcularını görevlendirip, genç kuşaklara geçmişlerini anlatmalarını, deneyimlerini aktarmalarını sağladılar.
Futbolla ilgili her kim varsa, tüm kulüpler de dahil elini taşın altına soktu ve bu “genç yetenekler araştırmasına” katkıda bulundu.
Senelerce sabırla çalıştılar, sabırla beklediler.
Ve işte son zamanlardaki o “taş gibi takım” çıktı ortaya…
Başlarında Löw var ama, o aysbergin görünen kısmı…
Asıl başarı, ülkenin tamamına ait!
İzlanda’ya gelince…
Bu küçücük balıkçı ülkesinde yıllar önce çok önemli bir adım atıldı; seferberlik ilan edildi…
Evet yanlış duymadınız; Futbol Seferberliği…
Projeye inanan İzlanda nüfusunun yüzde 80’e yakını bu seferberliğe bir plan ve program çerçevesinde dahil oldu, maddi ve manevi katkıda bulundu.
Aileler işin içersine çekildi…
Düğmeye ilk okullarda bastılar. Küçük yeteneklere, dünyaca ünlü spor adamları tarafından futbol dersleri verildi. Bu dersler, ortaokul ve lisede de devam etti.
Bu hocalar aynı zamanda İzlandalı antrenörleri de eğittiler…
Öğrencilerin aralarından sivrilenler, başta Ajax olmak üzere alt yapısı güçlü, müfredatı çok geniş spor okulları olan Avrupa’daki futbol kulüplerine gönderildi.
Orada futbolu sadece öğrenmeleri değil, yaşamaları sağlandı!
Eğitimlerine de bu ülkelerde devam ettiler.
Bu projenin sonuçlanmasını İzlandalılar da Almanlar gibi senelerce sabırla bekledi…
Ve sonunda ortaya “Taş gibi bir İzlanda” çıktı.
Farkımızı anladınız mı?