Yazıldı çizildi, elli binlik stada kırk bin kişi bile toplayamadı. Bu rakam bile derbiyi tartışılır hale getirmeye yeter.Kendimizi kandırmayalım, aslında ortada derbilik dört büyükler de yok. Herkes herkese atıp tutuyor; kendimizi dev aynasında görmekten nasıl kurtulacağız,bilemiyorum.Üç Ulusal maçımızda da galibiyete ulaşamadık; kimse dişe dokunur bir şey söylemedi.Gerçek o ki düş kurmakla bir yere ulaşılamıyor. Güle güle Avrupa 2016…

 

Cumartesi gece, iki seçkin takımımızın maçında ulusal takımımıza güç katacak oyuncu gördük mü? 18 içinde kendini yere atmalar, arka arkaya ofsayta düşmeler, oyunu yavaşlatma çabaları, göz göre göre dışarı çıkmış topu oyunda tutma hüneri, yerde yatan rakip oyuncunun başını ayakla okşamak…Daha ne olsun? Bu kafayla bir bir yere varılamaz…

 

Dışarlıklı iki oyuncu seyrettik Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşmasında. Hollandalı   Sneijder ve Portekizli Alves… Hollandalı oyuncu şapka çıkarılacak iki gol attı… Doğrusu sahalarımızda bu tür golleri özlemiştik. Galatasaray’ı galibiyete taşıyan bu oyuncunun futbol terbiyesini de alkışlamak gerekir. Portekizli ne yaptı? Daha önceleri de gördüğümüz, sportmenlik dışı hareketlerinin bir yenisini yaptı. Rakibinin sırtına tekmeyi çaktı. Sonuç:Kırmızı kartla oyundan atıldı ve de 10 kişi bıraktığı Fenerbahçe’ nin mağlubiyetini hazırladı.Bu Portekizliler Beşiktaş takımını da geçen yıllarda zora sokmuşlardı.Çuval dolusu paralar aldılar, ama karşılığını vermediler.Umarım transferlerde Portekiz hatasına bir daha düşmez takımlarımız.

 

Futbol yorumcuları şimdi de teknik direktör Kartal’ı dillerine doladılar. Oyun 0-0 iken, 10 kişi kalmış takımını ne yapacaktı adam? En uygun olan savunma durumuna sokacaktı. O da değişikliği buna göre yaptı. Ama bu düşünce tutmadı. Yorumcular, sonucu gördükten sonra ahkam kesiyorlar ve Kartal’ı suçlu ilan ediyorlar. İnsaflı bir tutum değil bu. Ya Kartal’ınki tutsaydı? O zaman da övgülerden geçilmezdi. Yaban-cılara gösterilen yumuşaklığı, bizimkilere de göstermek gerekmez mi? Gerçekte oturmuş,aralarında uyum sağlamış takımlar, kendi kendilerine de oynarlar oyunlarını…

 

Bir de şu var: Teknik direktörler “benim sistemim, benim kurallarım, benim dediklerim” diye, horozlanmayı bıraksınlar lütfen. Zırt vırt bir Ferguson, bir Morinho, bir Guardiola çıkmaz… Teknik adamların ilk görevi, ellerine verilen hamurdan en iyi 11’ri çıkarmaktır. Ve de bunlarla başarıya ulaştırmaktır hüner… Verdiğim adlar ilkin bunu düşündüler ve de ünlerini böyle kazandılar. Yabancı oyuncu ulusal takımında santrfor oynuyorsa, adamı bek oynatamazsınız. Sormazlar mı size onu ne için aldığınızı? Neymiş, kendisinin kuralları varmış. İstediğini istediği yerde oynatırmış. Sevsinler  böyle kuralı…Transferlerde de benzer hatalar yapılıyor. Bay Halilhodzic 20 den fazla futbolcu transfer ettirdi; ilk galibiyetini daha dün alabildi. İkinci devre için de 5- 10 transfer olursa şaşmamak gerek. Trabzon’un öz çocuklarına Eyyüb sabrı dilerim…

 

İlerde gelişi güzel transfer edilen yabancı futbolcular, anılarını yazarlarsa, kim bilir bizi üzüntüden ağlatacak neler okuruz… Krallar gibi karşılayıp, deste deste paralarla yolladıklarımızın, bıyık altından bize nasıl güldüklerini öğreniriz. Umarım yaşanan bu tür yavanlıklar, ilerdeki yıllarda yaşanmaz. Biz de topu böyle taca atmayız; hep futbol içinde kalırız…