Aşık Veysel’in ünlü dizeleri:

 

                      "Uzun ince bir yoldayım

                      Gidiyorum gündüz gece..."

 

Evet, liglerin sonu göründü gibi… Uzun ince bir yolun sonuna geliyoruz.

Ama kavgalar, çekişmeler bitmiyor. Yöneticilerin çekişmeleri, futbolcuların itişip kakışmaları, kavgaları, hakem- kural curcunası, spor basınının (Daha doğrusu futbol basınının) sinir bozucu, abartılı yazıları, içimizi karartıyor. Milyonlarca insanı sarıp sarmalayan futbol, sonu gelmez tartışmaları da içeriğinde taşıyor. Ortalık bir türlü durulmuyor . Kulüplerle ilgili yasalar her gün konuşuluyor, her gün unutuluyor. Yöneticiler ayrı bir alem… Bazıları “Ben bu işten anlamam ama…” diye başlıyorlar konuşmaya. Bu olmaz; o zaman herkesin sorma hakkı doğar. Peki, beyefendi, niye ordasınız öyleyse? Burada bir terslik var. Para, para babası… Anladık ama, biraz da o tarakta bezi olmalı insanın değil mi ?

 Beşiktaş başarılı bir mevsim yaşayamadı kanımca. Niye? Üç büyüklere adı çıkmış takımlarımız, sadece şampiyonluğu düşünür, şampiyonluğu konuşur da ondan… Teknik Üniversite’de okuduğum yıllarda Beşiktaş’ın maçlarına “Acaba kaç atarlar bu gün…” diye giderdik. Recep Adanır vardı; Kaptan Baba Recep… Gol makinası… 5- 4’lük Galatasaray maçı sonrası, İnönü Stadı’nın önünde kalabalık bir türlü dağılmıyordu. Beşiktaşlılar günün yıldızı Recep’i bekliyordu. O kalabalık Recep’i omuzlar üstünde Beşiktaş’taki evine kadar taşımıştı. Gerçekten, efendi bir futbolcuydu; karşıt takımın oyuncuları bile saygı duyarlardı ona… Adını vermeyeceğim karşıt bir takımın, adını vermeyeceğim bir futbolcusu, Recep’in yüzüne topu atmıştı da, kendi takım arkadaşlarının hışmına uğramış, sonra da o zamana göre uzun süreli bir ceza almıştı. Kanımca kaptanlık önemli bir kurumdur.  

Tribün skandalı küçümsenecek bir olay değil. Demek ki istendikten sonra elini kolunu sallaya sallaya localara kadar girilebiliyor… Bu durum göz ardı edilemez. Güvenlik her şeyin başında gelir. Daha üzücü olaylar yaşanmadan şu “Uzun ince bir yol…” bitse artık.