Ne Milli maçlarda, ne Avrupa Kupası mücadelelerinde, ne lig müsabakalarında izleyenler arzulanan sayıya ulaşamadı…
Takımlarımız tribün desteğinden hep mahrum kaldılar…
Ancak bir dönem var ki, federasyon bunu çeşitli yollarla çözme noktasına geldi.
1989- 1993 yılları arasında Prof. Dr. Yavuz İmamoğlu’nun başkanlığındaki federasyon, çok kararlı hamleler yaptı.
Öncelikle federasyonun faaliyetlerini takip etmesi için medyaya kapılar sonuna değin açıldı.
Hemen her gün etkinlikler hakkında yazılı ve görsel basına bültenler geçildi.
Sıklıkla basın toplantıları düzenlendi; açıklamalarda bulunuldu.
Öyle bir noktaya gelindi ki, hentbol maçları yıldız tablolu ve yorumlu verilmeye başladı.
Hentbol, medyanın da büyük katkılarıyla kamuoyunda dikkat çeken bir spor dalı haline geldi.
Sportif manada çok büyük başarılar elde edilmemesine karşın, yoğun faaliyet trafiği halkın bu sporu merak etmesini sağladı.
Kulüplerde taraftar kitleleri oluştu.
Tribünlerdeki büyük destek sahadakileri motive etme noktasına ulaştı.
Hiç unutmuyorum; Halkbank- Konya YSE final maçında Ankara Atatürk Spor Salonu’nda koridorlar dahil dolmadık yer kalmadı; bir o kadar yoğun seyirci kitlesi de kapıda kaldı!
Bu örnekleri çoğaltabiliriz...
Federasyon ayrıca okullarla çok sıkı bir ilişki içine girdi. Okul müdürleri ve beden eğitimi öğretmenleriyle diyalog üst düzeye geldi. Hocalara, hentbol kursu açıldı, seminerler verildi.
Okullarda hentbolcü patlaması oldu. Öğrenciler hentbol oynamak istemeye başladılar.
Buradaki yetenekliler, federasyon kamplarında eğitilerek (Yıldızlar Projesi), kulüplerin hizmetine verildi. Federasyon ve kulüpler olumlu ilişkiler içinde hentbolün alt yapısını kurtardılar. Yüzlerce yetenekli hentbolcü yetişti. Şimdi tanıdığınız popüler isimlerin çoğu bu projenin ürünüdür.
Gelen federasyonlar maalesef bunu sürdürmediler ve hentbolümüz yabancıların kucağında kaldı!
Artık, alt yapılardan kaliteli ve yetenekli oyuncu gelmiyor…
Şu an Türkiye’de yer gök yabancı!..
Ne derece doğru bilmiyorum ama yabancı hentbolcüler kulüplerde o kadar etkili hale gelmişler ki, şimdi de “yabancı teknik adam” istemeye başlamışlar.
Türk hocalara anlaşılan o ki, yakında yol verilecek!
* * *
Bir yazı okudum iki gün önce…
Sizlerle de paylaşmak istedim…
“Şampiyonlar liginde temsilcimiz Beşiktaş hakkıyla kazandı. Bunu bir kenara koyalım. Ve detaylara geçelim. Rakip HC Metalurg'du. 18 yıldır Avrupa Kupalarında yer alıyordu Makedon takımı…Bu yıl üç kulvarda yarışıyorlar; Gazprom ligi dahil…
Ancak…
Metalurg eski Metalurg değil. Takımı gençleştirmiş bu yıl. 9 oyuncusu gitmiş.
Gençlere yer vermiş… Bütçesi mi ? Sadece 850 bin EUR…
Ama antrenörü çok tecrübeli; Lino Cervar. Yıllık maliyeti 250 bin EUR
Takımın neredeyse üçte biri…
Ya Beşiktaş Mogaz
Çok daha tecrübeli Metalurg'dan; 23 yıldır Avrupa Kupalarında…
Çalenç'te yarı final, EHF Kupasında Çeyrek final başarısı var. Ligimizde ise sürekli şampiyon oluyor. Şampiyonlar liginde ise henüz yeni…
Beşiktaş'ın bütçesi ise 1.5 milyon EUR. Antrenörü tecrübeli Müfit Arın..
Her iki takımında yabancıları eşit; Sekiz.
Beşiktaş'ın yaş ortalaması 29, Metalurg’un ise 22.
Tecrübe Beşiktaş'tan yana; açık ara...
Gelelim salonlara..
Metalurg Skopje'de oynuyor maçlarını; salon 7 bin kişi kapasiteli, biletler 5- 20 EUR arası.
Ortalama seyirci 3 bin
Beşiktaş Mogaz ise Kocaeli'nde oynuyor!
Salonun kapasitesi 10 bin; seyirci ortalaması 500.
Hem de biletler bedava!
Oldu mu ya?”
Tarık Girgin kardeşimiz böyle yazmış, seyirci durumuna da atıfta bulunarak!
Yıllardır ligi hallaç pamuğu gibi atan Beşiktaş’ın Avrupa mücadelesinde bile seyircisi yok!
Tarık’ın dediği gibi; oldu mu ya!