Bir- iki saat konuştuk. Sakin ama kararlıydı…
Her cümlesi, “İnsan sevgisi” kokuyordu…
Metin, “Kurt” değil, “Kuzu” gibi biriydi.
Sevecen, mütevazı ama kararlı ve inançlı bir insandı…
Kurt’la röportajım, bu görüşleri içeren bir yazı olarak arşivdeki yerini aldı.
Aslında Metin Kurt’un futbolculuğu, en az “İnsan hakları savunuculuğu” kadar güçlüydü…
İlk profesyonel transferini İzmir 'e Altay'a giderek yaptı. Sonra Ankara ekiplerinden PTT'ye geçti. PTT'de Tamer Güney yönetiminde yıldızı parladı.Galatasaray'a önce kiralık daha sonra bonservisiyle gitti. Brian Birch yönetiminde şampiyonluklar yaşayan Galatasaray’ın değişmezleri arasında oldu. Bu dönemde Milli Takımda da yer buldu.
Onu tüm Türkiye tanıdı.
Tüm Türkiye anladı mı peki?
Bırakın Türkiye’yi en yakınları bile anlamadılar.
Ya da “Anlamamazlıktan” geldiler.
Ürktüler…
Çekindiler…
Korktular…
Fikirlerini belki benimsediler ama paylaşmadılar, paylaşamadılar…
Nitekim, cesareti, inadı, fikirlerindeki ısrarı yüzünden G. Saray’dan bir anlamda “Aforoz” edildi. Takımdan uzaklaştırıldıktan sonra gittiği Kayserispor'da da futbolu bıraktı…
12 Eylül darbesinin ardından kesintiye uğrayan spordaki örgütlenmeyi yeniden canlandırmak isteyen Metin Kurt, 2010 yılında Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası'nı (Spor Emek-Sen) kurdu. "Hiçbir şut emekçi kalesine girmeyecek. Önce, sporda ter dökenler kazanacak" sloganıyla yola çıkan Kurt, futbolcu haklarının yasal olarak korunması için birçok çalışma yaptı.
İdeallerinden hiçbir zaman vazgeçmedi…
Kurt’un nefesi yaşamasına yetmedi; o öldü…
Artık yok!
Ama inanıyorum ki, düşünceleri hep yaşayacak!