22 Mart 2026 Pazar

ANKARA'YI BİTİRDİLER!

SPOR MEDYASI 1113
Yayınlama: 19 Temmuz 2017 Çarşamba 00:31

Yusuf Yalkın, Başkent'teki spor medyasının köküne kibrit suyu döküldüğünü söyledi. Yalkın, makalesinde İstanbul medyasının spor anlayışını eleştirirken, 'Babı Ali için spor futbol demek, üç büyükler demek. Ne lüzumu var öteki takımların, sporların, spor yazarlarının' diyor...

ANKARA'YI BİTİRDİLER!
Gençlik yıllarımız…

İçimizden sürekli manşet olmak geçerdi o dönemlerde.
Ankara’da ele avuca gelen bir şeyler olsa da, sayfalara girse; biz de imzamızın keyfini yaşasak diye düşündüğümüz yıllar…

Eskiden, yeni bakanların atandığı günlerde Ankara’da hareketli saatler yaşanırdı.
Herkes bir bakanın peşine düşer, röportaj yapmaya çalışırdı.

Bizler de spor bakanlarının tabii…
Aslında, benzer olaylardı çoğu.
İlk gün odası kalabalık olurdu genelde.

İçeridekiler yeni bakanı kutlarken, bir grup da kapıda sıra beklerdi…

Aslında bakan da sıkıntı duyardı bu kişilere el uzatıp, hatır sormaktan; tebrikleri kabul etmekten…
Ama sesini çıkaramazdı!
Daha ilk günden tepki mi gösterecekti yani sevenlerine?..

Bizim sorularımız klasikti…

“Türk Sporu’nu kurtarmak için öncelikli olarak neler yapmayı planlıyorsunuz?” gibilerden.

Hem sorar, hem de içimizden kıs kıs gülerdik.

Nasıl gülmeyelim?
Adam daha iki dakika önce bakan olmuş!
Ne projesi, ne sorunu; nereden bilebilir ki bunları?
“Adet yerini bulsun” diye sorardık!

Bakanların ortak bir tavırları vardı bu kabullerde; tedirgin olurlardı soruları yanıtlarken.

Korkuları, endişeleri olurdu ve biz bunu gözlerinden okurduk!
Hükümete zeval gelmesinden çekinirlerdi.

Daha ilk gün “Pot” kırmaktan…

O kadar tartarlardı ki kullandıkları sözcükleri, bu yüzden sıradan, ortadan olurdu cevapları; suya sabuna dokunmazlardı.
İdare-i maslahat yani…
Biz görevimizi yapmanın huzuruyla odadan çıkar; onlar ilk günü kazasız atlatmanın rahatlığıyla uğurlardı bizi.

Biz mutlu olurduk genelde…
Ya onlar?

Duyguları nasıl olurdu bilemeyiz; ama bir şaşkınlık yaşadıkları kesindi…


                                           * * *

Ankaralı spor gazetecisi, bir başka heyecanı “Adına üç büyükler denilen” Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ın Başkent’e geldiği zamanlarda yaşardı.
Eskiden, şimdi olduğu gibi bürolarda bir iki kişi olmazdı.
7- 8 kişiden oluşan spor servisleri vardı.
Hemen hepimiz büyük takımların maçını yazmak ister, bu ekipler gelince de; görev beklerdik…
Yorum, müsabaka yazısı, soyunma odaları; hangisi olursa!
Hepsi önemliydi bir zamanlar bizim için…

Foto muhabiri arkadaşlarımız da aynı duyguları yaşardı.
Her nedense, bu konuda İstanbul merkezleri çok cimri davranırdı bizlere karşı.

Kendi adamlarını gönderirlerdi; “Yazsın, yorumlasın, fotoğraf çeksin” diye.
Önceleri üzülmemize rağmen ses çıkaramadık bu uygulamaya…
Ama meslekte ilerleyip, palazlanınca; yapılan yanlışlığı dillendirmeye başladık.

Direndik…
Bazı bürolarda başkaldırmaya değin gitti iş!
“Hak verilmez, alınır” desturundan hareketle, başardık sonunda…
Önceleri maç yazılarını, ardından da yorumları kaptık tekellerinden…
İyi de oldu aslında…

Anladılar, geç de olsa haklılığımızı.


                                   * * *

Aradan yıllar geçti…
Şimdi böyle çekişmeler olmuyor artık; gerekte yok zaten…
Babı Ali için spor “Futbol” demek, üç büyükler demek…
Ne lüzumu var öteki takımların, sporların?

Başkent’te kalabalık spor servisleri niye kurulsun ki?

Birer kişi yeter de artar bile!
Hatta hiç olmazsa da olur…
Nasılsa direnen, başkaldıran, isyan eden yok!
Başkent, onların kafasında hep taşraydı, kasabaydı; şimdi neredeyse “Köy” oldu.
Ankara’ya yazık oldu!




İlk Yorumu Sen Yaz
code