Yusuf YALKIN
Atatürk Spor Salonu’nun önü mahşeri bir kalabalık…
Bilet kuyruğu, eski adıyla Stat Oteli’nin önüne değin uzanmış durumda…
Erkek, kadın, çocuk, genç, yaşlı herkes sırasını bekliyor…
Ne için bu ilgi?
Kolej- İTÜ basketbol maçına “girebilmek” için…
Barış Küce’yi, Kemal Erdenay’ı ve diğerlerini “izlemek” için…
Büyük bir coşku içinde takımlarını “desteklemek” için…
Seyirci olmanın keyfini “yaşayabilmek” için…
Benzer görüntüler, B. Boronkay- Ziraat Fakültesi arasındaki voleybol maçlarında da yaşanırdı.
Seyirciler, bu maçlarda takımı ile “bütünleşir”, oyuncularla birlikte yaşardı “kazanmanın” sevincini, “kaybetmenin” üzüntüsünü…
Yıllar ilerledikçe salon sporlarının içine “hentbol” da girdi.
80’li yılların sonlarında Halk Bankası- Eti Bisküvileri takımları arasındaki “mücadeleler” hala belleklerde…
İki tarafın yıllar süren çekişmeleri, çok yüksek bir rekabeti de beraberinde getirdi…
Hentbol severler, bu maçları “heyecan” ve “merakla” beklerdi.
Boksta, “Türkiye Şampiyonası” Ankaralının tutkusuydu… Tribünler, dolar taşardı…
Uluslararası Ankara Tenis Turnuvası’nda kortta yer bulmak; bırakın seyircileri, biz gazeteciler için bile “zor” olurdu!
Halter, güreş, atletizmde de seyirci hem benzer güzellikleri yaşar, hem de yaşatırdı.
Atlıspor Kulübü’nde binicileri izlemek için “izdiham yaşanan” günlerdi o günler…
Eski Oto Gar’ın karşısındaki “hipodromda” atların seyircilere yaşattığı heyecan bile bir başkaydı… “Ayrıl da gel…” sesleri arasında mahşeri bir kalabalık olurdu çoğu zaman tribünlerde… Tutturan da, tutturmayan da sonunda kuru fasulye- pilav yemek için o meşhur lokantaya giderdi.
Şimdi halı zeminlerle donatılan 19 Mayıs dış sahalarındaki “çamurlu maçlar” ise “inanılmaz” bir güzellik doluydu…
Kıran kırana ama “amatörce” bir heyecan yaşanırdı oralarda. Liseler arası müsabakalar bile “günlerce” konuşulurdu…
Oynayan da, oynamayan da; seyirci de, simitçi de, köfteci de, çekirdekçi de hayatından memnundu o günlerde…
Herkes spordan gerçekten “keyif” alırdı.
Ankara’nın spordaki güzellikleriydi oralar…
Ya şimdi?...