Bir işi yaparken oyalamanın ve yavaşlatmanın nedenleri araştırılırken gerekçe olarak “Su’dan sebeplerle…” denilir ve sorunun çözülemeyişi buna bağlanır. Bunu birçok sektörde, alanda, yaşamda görürüz. Gerçekleşememiş bir işin arkasında aranan ya da bulunan problemin “Su’dan sebeplere” dayandırılması artık sıradan bir değerlendirme olarak karşımızda durmaktadır.
Oysa su, yaşamımızın en önemli bir parçasıdır ve küçümsenmesi kabul edilebilir olmamalıdır. Başarısızlık, beceriksizlik nedenlerinde dolayı su’yu hafife almayı kim bize öğretti, onu aramaya devam ediyorum.
Biz insanların biyolojik yapısının %70’e yakını sudan oluşmaktadır. Canlılar, bitkiler, ağaçlar hemen her şey su olmazsa varlıklarını sürdüremezler. Sportif performans açısından bakarsak sıvı kaybından dolayı sonu ölüme gidebilen susuzluk hadiseleri bulunmaktadır. O halde canlıların en önemli ihtiyaçlarından biri olan su konusunda neler yapıyoruz, kısa bir giriş yapayım müsaadenizle…
Su derken, ağırlıklı olarak insan organizmasının günlük ihtiyacı olarak birkaç litre içmesi beklenir. Bu konuda abartılı rakamlara itibar etmeyin. Diyelim ki, bunu anladık, suyu hangi kaynaktan içeceğiz? Musluktan, damacanadan, kuyudan, tulumbadan, evimizin kıyısındaki dereden?
Çok eskiden beri duyarım, “Musluktan akan su en temiz sudur” derler ama etrafımda musluktan su içen kimseyi göremiyorum. Büyük şehirlerde damacana su kullanmak artık sıradan bir şey oldu.
Gelelim su kaynaklarımıza… Her gün azalıyorlar. Aşırı ve vahşi bir tüketim yapıyoruz. Ormanlarımız azaldıkça su tutacak topraklarımız azalıyor. Aşırı betonlaşma ve küresel ısınma kar yağışını azaltıyor. Yağmur sularını toplayamıyoruz. Aşırı yağış, sellere ve baskınlara sebep olduğu için bazen insanlarımızı kaybediyoruz. Bu konuda ülke çapında yeni kampanyalara ihtiyacımız olduğu açıktır. Barajlarımız şimdilik sıfırlardan %30 civarlarına ulaştı ama bu kullanım sıklığı ve savrukluğu %100 dolan bir barajı bile en kısa sürede boşaltacaktır. Tarım, sanayi, kentler, insanlar herkes su kullanıyor. Nüfusumuz artıyor ve verimli su kullanma alışkanlığımız yok.
Peki ne yapmalıyız? Burada birkaç küçük örnek vermek istiyorum: Önce tuvaletlerimizde kullandığımız rezervuarların hacimlerini küçültmeliyiz. Dişlerimizi fırçalarken suyu açık bırakmamalıyız. Ellerimizi sabunlarken sert sabun kullanımı biraz daha fazla su tüketimine yol açıyor. Sıvı sabun kullanmayı tercih etmeliyiz. Otel, konaklama tesisleri, vb. yerlerdeki suların akış kontrolleri yapılmalıdır. Sensörlü musluklar nispeten daha az tüketim sağlamaktadır. Çamaşır ve bulaşık makinelerinde az su kullanan ve kısa süreli programları seçmeliyiz. Duş süremizi ılık suda olmak üzere 3 dakikada tamamlamalıyız.
Ve üç tarafımızın denizle çevrili olduğundan dolayı deniz suyundan tatlı su üretme teknolojisine yakın durmalıyız. İstanbul’da Marmara Yelken Kulübünü ziyaretimde, yelkenleri deniz suyundan nasıl temizliyorsunuz sorusunu ilettiğimde kıymetli başkanın “Buyrun şuraya geçelim” dedikten sonra girdiğimde deniz suyunu arıtan bir teknolojinin bu kulüpte olduğunu görmem beni çok şaşırtmıştı…
Velhasıl, gün gelecek 1 litre su 1 litre benzinden daha pahalı olacak dediğimiz günler beklediğimizden önce geldi. Dünyada, hemen her defasında savaş nedeni olarak paylaşım denilse de su kaynakları iyi olan ülkelerin kavgaya sokulması artık sıradanlaşacaktır. Su kaynaklarımızı ve kullanım şeklimizi optimize edelim. Bahçelerimize az su isteyen bitkiler ekelim. Parklarımızı çalı şeklindeki peyzajla şekillendirelim. Araçlarımızı daha az yıkatalım. Sularımızı okaliptüslere bırakmayalım. Su hayattır…
İstanbul, 02 Mart 2026
Çerez politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez kullanmaktayız. Çerez Politikası